İÇİMDEN AL BU SEVDA MAHŞERİNİ
Yol, çobanın bir çöle baktığı yerden alır
Bir kavalın kalbini tutuşturan ateşi
Avcı kan deryasında yitirmiştir yüzünü
Ölümü okşamayı öğrenirken bunalır
Büyüyen her nefretin vadisinden kaçmalı
Âyetler okumalı çocuğun gözlerinden
Yabanda öten kuşun sesi kadar tertemiz
Bir ülkeye varınca göklere el açmalı
Şimdi içli bir yağmur olmalıyız seninle
Alnında buz ve ateş, bozkır bizi bekliyor
Binlerce efsaneye yetecek kadar beyaz
Bir rüyayı çoğaltıp besliyorsun teninle
Ben senin her nakışa attığın taze ilmek
Ben senin her hecende bir harf kadar seninim
Umutları sessizce lekeleyen mutluluk
Bilemez bu nasıl aşk, bu ne sonsuz sevilmek
Denizler ortasında bir infilak, bir hüzün
Mazide en hülyalı gemileri batırdı
Seninle bütün alem deniz oldu içimde
Şimdi binlerce gemi berrak sularda yüzün
İşte geldin; dirildim fotoğraflarda bile
Tabutum bir boşlukta yakıverdi kendini
Kırılan tüm kalplere cemre düştü yeniden
İşte geldin; içimde kayalar geldi dile
Kimse bilmez, güz nedir senin bahçelerinde
Gökkuşağı rengidir her mevsim ilkbaharın
Âbı-hayat süzülür senin bulutlarından
Senin ırmaklarındır akıp gider derinde
Unuttuk: terkedilmiş bir karanfildi ömür
Yapraklarında şehrin gözyaşları kurumuş
İstilâ kafesinde rengi simsiyah olan
Senin bakışlarında kahverengi görünür
Hatırlamak ekmeğin buğusunda mı kaldı
Hangi iftar akşamı bekledik sonsuzluğu
Şimdi nerde bir leylak açsa kalbimizdedir
Gökyüzü kapkaradır; umut yine bunaldı
Bazen gönül bir garip, sisli rüyada ölür
Gözyaşıyla yeşeren çiçek solmayı bilmez
Gittikçe uzayan yol durduğum anda biter
Kalbim bir bahçıvanın toprağına gömülür
Bu mahşer yutar beni asırlardan beridir
Bu hayat şimdi yalnız ikimizin adına
Bize düşman adımlar götürür bulutları
Yağmuru bulandıran gecenin elleridir
